banner
ARALIK AYI HUTBELEERİ

İL          : AYDIN
AY-YIL:ARALIK-2009
TARİH :1.HAFTA 04/12/2009


VAKIF MEDENİYETİ
(Ali İmran 92)
Muhterem Müslümanlar ;        
Yüce Dinimiz bizlere iyilik ve hayırda bulunmayı öğütlemiş, bu maksatla vakıf müesseseleri kurmayı yaşatmayı tavsiye etmiştir.
Vakıf bir malın Allahın hoşnutluğunu kazanmak için insanların istifadesine sunulmasıdır. İnsan vakıf aracılığı ile bağışladığı mülkü yarın ahirette karşısına çıkan muteber bir ibadet  olarak sevap haznesinde görmesi demektir.

Aziz  Müminler ;
Cenabı hak bu konuda şöyle buyuruyor.”Sevdiğiniz şeylerden Allah yolunda sarf etmedikçe gerçek iyiliğe erişemezsiniz.Her ne infak ederseniz şüphesiz Allah onu bilir.” buyurmaktadır.
Alemlere Rahmet olarak gönderilen Peygamberimiz(s.a.v.) Müslümanlara her konuda örnek teşkil ettiği gibi bu konuda da ne kadar hassas olduğunu sizlerle paylaşmak isterim.
Peygamber Efendimiz (s.a.v.)Medine ye gelir gelmez bir arsa satın alarak üzerine Mescidi nebinin yapılmasını sağlamıştır. Hicretin üçüncü yılında yedi parça hurma bahçesini vakfederek gelirini hayırlı faaliyetlere yolculara ehli beyte ve fakir Muhacirlere bırakarak Müslümanların istifadesine sunmuştur. Bu konuda müminlere bir hadisi şeriflerinde şöyle buyurmuştur.”Adem oğlu öldüğü zaman sevabı da sona erer şu üç şey bundan müstesnadır. Sadaka- ı cariye, istifade edilen ilim ve kendisine dua eden hayırlı evlat”

  Ali İmran 92

  Müslim,Vasiyet.14

İL          : AYDIN
AY-YIL: ARALIK-2009
TARİH : 2.HAFTA  11.12.2009


HİCRETİN ÖNEMİ                                 
Muhterem Müslümanlar!

            İnsanlık tarihinin en önemli dönüm noktalarından biri hiç kuşkusuz, Peygamberimizin (SAV) doğup büyüdüğü Mekke’den Medine’ye hicret etmesi olayıdır. Hicret basit bir göç olayı değildir. Siyasi, kültürel, ahlaki, ekonomik, psikolojik ve sosyolojik birçok noktayı içinde barındıran ve tarihte ebediyete kadar geniş bir sayfa açan önemli dönüm noktalarından biridir.
Aziz Müslümanlar!

Cehaletin, zulmün, ahlaksızlığın kin ve nefretin dünya üzerine kapkara çöktüğü bir dönemde Mekke’de İslam’ın aydınlık güneşi, dünyamızı ve insanlığı aydınlatmak üzere doğmuştur. Karanlığa alışmış gözler ve gönüller, İslam’ın aydınlık güneşi parladıkça, rahatsız olmaya İslam güneşiyle aydınlanan Müslümanlara ve Peygamber Efendimize (SAV) akla ve hayale gelmedik zulüm ve işkenceler yapmaya başlamışlardı.
Allah Rasulü (SAV) müşriklerin zulümlerini iyice artırması üzerine Müslümanlara önce Habeşistan’a sonra Medine’ye Hicret etmelerini Allah’ın (c.c.) izniyle emretmiştir.
Müşrikler o kadar ileri gitmişlerdi ki İslam’ın yayılmasını önlemek için Peygamberimizi (SAV) öldürmeyi dahi planlamışlardı.
Tam bu sırada Allah (c.c.) dua anlamına gelen “Rabbim, beni koyacağın yere doğrulukla koy ve çıkaracağın yerden doğrulukla çıkar. Katından beni destekleyecek bir destek ver.” ayetiyle Peygamberimize hicret izni verilmiştir. Peygamberimiz (SAV) en yakın dostu Hz.Ebubekir (r.a.) ile beraber yatağına Hz.Ali’yi (r.a.) yatırarak kendisini öldürmeye gelen müşriklerin gözleri önünden 622 Eylülünde “Önlerinden bir set ve arkalarından bir set çektik de onları kapattık, artık göremezler” (8) ayetini okuyarak Mekke’den Medine’ye doğru yola çıkmıştır. İnsanlık âleminin hicret olayından çıkarması gereken önemli dersler vardır. Bunların ilki Müslümanların inançlarının gereğini yerine getirebilmesi ve güvende olabilmeleri için içinde yaşadığımız hür, bağımsız güçlü bir devlete, Ensar ile Muhacirin ortaya koyduğu örnek kardeşliğe ihtiyacımızın olduğudur. Bir diğeri de Allah’a (c.c.) ve Peygamberimize (SAV) iman eden değerli ve şerefli arkadaşlarının küfürden imana, isyandan itaate, günahtan sevaba, haramdan helale, ayrılıktan birliğe, düşmanlıktan kardeşliğe hicret etmelerinin biz inananlar içinde bir anlam ifade etmesidir.

Değerli Mü’minler!

Bizlerde hicret hadisesinden payımıza düşen hisseyi alalım. “Mü’minler ancak kardeştirler” (9) ayeti ışığında Ensar ve Muhacirin kardeşliğini kendimize örnek alalım. Bizi bölüp parçalamak isteyenlere fırsat vermeyelim. Allah’ın (c.c.) ve Peygamber Efendimiz’in (SAV) gösterdiği yolda yaşamanın gayreti içinde olalım.
Hutbemi bir Ayet-i Kerimenin meali ile bitirmek istiyorum. “İman edip de hicret edenler ve Allah yolunda mallarıyla, canlarıyla cihad edip çalışıp çabalayanlar rütbe bakımından Allah katında daha üstündürler. Kazananlar da işte onlardır.” (10) 

 

KAYNAK :
(9) Hucurat , 49/10
(10) Tevbe 9/20

Hayrullah Değirmencioğlu
Kadıoğlu Camii Müezzin Kayyımı
Yenipazar / AYDIN

 

İL          : AYDIN
AY-YIL: ARALIK-2009
TARİH : 3.HAFTA  18.12.2009


 

İL          : AYDIN
AY-YIL: ARALIK-2009
TARİH : 3.HAFTA  18.12.2009


???? ?????? ??? ??????? ???? ???????????? ?????? ???? ?????? ?????????? ???? ????????? ???? ????????? ?????? ???????? ????? ???????? ?????? ????????? ????????? ?????? ???????? ????????? ??????? ????????

DİLİN AFETLERİ

            Muhterem Müslümanlar!
Her mahlûkatın kendine göre bir lisanı vardır. Suda yaşayan balıklar, havada uçan kuşlar, evcil olan ve olmayan hayvanlar, çevremizde açan rengarenk çiçekler,…vs. bütün bu canlılar kendi lisanlarıyla aralarında iletişim kurmaktadırlar. Koyunun melemesi, kuşun ötmesi, arının vızıldaması, rüzgarın uğultusu bize belki anlamsızca çıkarılan bir ses olarak gelebilir ancak iş gerçekte öyle değildir. Onlar hem konuşmakta hem de Yaratan Allah’ı tespih etmektedirler ama biz onların tespihini anlamıyoruz.                                                            
Konuşma kabiliyeti insanoğluna verilmiştir. İnsan da konuşarak iletişim kurar,  kendi lisanıyla Allah’ı zikreder. Konuşabilmek önemli bir nimettir. Konuşma özürlü insanlar,  bu nimetin büyüklüğünü anlamamıza vesile olmaktadır. Konuşabilmek kadar ne konuştuğumuz da çok önemlidir. Ağızdan rasgele çıkarılan nice sözler vardır ki, helakimize neden olmaktadır. Peygamberimiz (s.a.v.) bir hadislerinde şöyle buyurmuştur: “Bir insan, düşünmeden öyle bir söz söyler ki, o yüzden cehennemin, doğu ile batı arasındaki mesafeden daha uzak bir yerine düşer.” Yunus Emre ise aynı hususu şöyle dile getirmiştir: “Söz ola kese savaşı- Söz ola kestire başı- Söz ola ağulu aşı- Yağ ile bal ede bir çift söz.”
Aziz Cemaat!                                       
Dinimizin konuşmanın içeriğine yönelik getirdiği yalan, gıybet, iftira, koğuculuk, alay etme, yalancı şahitlik gibi yasaklar dilin afetlerindendir. Dinimizde insanın fiziki bedenine yönelik her türlü saldırı nasıl yasaklanmışsa, onun manevi şahsiyetine ve hürmetine yönelik bu tür saldırılar da öylece yasaklanmıştır. İnsanın hürmeti Kâbe gibi azizdir. Bu konuda Hz. Peygamber efendimiz Kâbe’ye hitaben şöyle seslenmiştir: “Ey Kâbe, ne kadar hoşsun, kokun ne kadar güzel, şanın şerefin ne kadar yüce! Ama canım elinde olan Allah’a yemin ederim ki, Allah nezdinde malıyla, canıyla kulluk eden mü’minin hürmeti, senin hürmetinden daha büyüktür.”  

                Değerli Mü’minler!             
Kişinin din ve dünyası için zaruri olmayan, Allah’ın rızasını kazanmada faydası bulunmayan her boş ve lüzumsuz şeyler mâlâyânî diye tarif edilmiştir. Bunlardan uzak durmak ise Müslümanlığımızın güzelliğini ve kalitesini ortaya koyar. Kendi hevasından ve lüzumsuz hiçbir şey konuşmadığı, söylediklerinin vahiy mahsulü olduğu ayetle teyit edilmiş olan Hz. Muhammed Mustafa (s.av.) şöyle buyurmuştur:“Kişinin mâlâyânî şeyleri terk etmesi Müslümanlığının güzelliğindendir.”

Konuşmalarımızda ölçü alacağımız bir ayet ve bir hadis mealiyle hutbeme son vermek istiyorum. Nisa Suresi 114. ayette Rabbimiz şöyle buyuruyor:          
“Ey iman edenler!  Bir topluluk bir diğerini alaya almasın. Belki onlar kendilerinden daha iyidirler. Kadınlarda diğer kadınları alaya almasın. Belki onlar kendilerinden daha iyidirler. Birbirinizi karalamayın, birbirinizi (kötü) lakaplarla çağırmayın. İmandan sonra fasıklık ne kötü bir nam dır. Kim de tövbe etmese işte onlar zalimlerin ta kendileridir.”  

Peygamber efendimiz (s.av.) buyuruyor ki:
“Allah’a ve ahiret gününe inanan kimse ya hayır söylesin ya da sussun.”
Celil KARACA                        Didim Müftüsü

 

Müslim, Zühd,6

İbn-i Mace, Fiten, 2

Necm,3-4

Tirmizi, Zühd, 11

Tirmizi, Kıyamet, 51

İL          : AYDIN
AY-YIL: ARALIK-2009
TARİH : 4.HAFTA  25.12.2009

MUHARREM AYI VE ÂŞÛRÂ

                Muhterem Mü’minler!
Hicrî takvimin ilk ayı olan Muharrem, ilahî bereket ve feyzin, Rabbânî ihsan ve ikramın bollaştığı bir aydır. 26 Aralık Cumartesi, Muharrem ayının 10 ve aşure günüdür.
Aziz Müslümanlar!
İslam öncesinde Mekke halkının oruç tuttuğu bir gün olan aşure gününde, Peygamber Efendimiz (s.a.v.) de oruç tutmuştur. Allah Rasûlü, Medîne’ye hicretinden sonra da bu orucu tutmuş; ashâbına da tavsiye etmiştir. Ramazan orucu farz kılındıktan sonra Peygamberimiz’in tavsiyesi üzerine, sünnet olarak tutula gelen aşûre orucu ile ilgili, Hz. Peygamber (s.a.v.) şöyle buyurmaktadır: Ramazan orucundan sonra en faziletli oruç, Allah’ın değer verdiği ay olan muharrem ayında tutulan aşure orucudur.
Muhterem Cemaat!
Muharrem ayını önemli kılan bir başka bir husus da, tarihte, insanlık açısından dönüm noktası niteliğindeki bazı olayların, bu ayda meydana geldiğine dair rivayetlerin olmasıdır. Hz. Adem’in cennetten indirilişi, Hz. Nuh’un gemisinin tufandan kurtulup karaya çıkması, Hz Musa ve kendisine iman edenlerin Firavun’un zulmünden kurtulmaları, bu hadiselerden birkaçıdır. Peygamber Efendimiz’in ehli beytinden sevgili torunu Hz. Hüseyin’in, o dönemin siyasi çatışma ve kargaşasının sonucu olarak şehit edilmesi de, bu ayda vuku bulan, müessif bir hadisedir.
Kıymetli Müminler!
Ehl-i Beyt, Peygamber Efendimiz’in huzurlu yuvasında yetişmiş ve onun örnek şahsiyetinden faydalanmış, bizim için de ideal şahsiyetler olan kişilerdir. Bu nedenle, bu hadise, Hz. Peygamber’i (s.a.v.) ve O’nun ailesini seven tüm inananlar üzerinde derin bir etki bırakmıştır.   Mü’minler, ancak kardeştir ayetinin mesajıyla, dinimizin bize öğrettiği sevgi ve saygıya dayalı kardeşliği, birlik ve beraberliği geliştirmeliyiz.
Değerli Kardeşlerim!
Hutbemi Cenabı- Hakk’ın şu ayeti kerimesi ile tamamlamak istiyorum.  Hep birlikte Allah’ın ipine (Kur’an’a), sımsıkı sarılın. Parçalanıp bölünmeyin. Allah’ın size olan nimetini hatırlayın. Hani sizler birbirinize düşmanlar idiniz de O, kalplerinizi birleştirmişti. İşte O’nun bu nimeti sayesinde kardeşler olmuştunuz. Yine siz, bir ateş çukurunun tam kenarında idiniz de, O, sizi oradan kurtarmıştı. İşte Allah, size ayetlerini böyle apaçık bildiriyor ki, doğru yola eresiniz.

Dr. İdris TÜRK
Söke İlçe Vaizi

Müslim, Sıyam, Hadis No: 202.

Hucurât, 10.

Ali İmran, 103.  (DİB Meali)